« Önceki | Sonraki »

30/6/2007

Bir gün Mutlaka

 Ovaya inen tepelerin yamaçları zeytin ağaçlarıyla kaplıydı, Dilderesi'nin iki yanında kiraz, üzüm ve meyva bağları kıyıya kadar göz
alabildiğince uzayan bir renk cümbüşü yaratıyor, sonra uçsuz bucaksız bir mavilik başlıyordu.Gün batımının alacasında tüm kuşlar burada toplanır,
özgürlüğe kanat çırpar , keyfince süzülürlerdi, yakamoz ışıltılarında efsunlu düşler kurardı tüm sevdalı yürekler .Dilderesi'nin ışıltılı sularının denize
karıştığı deltada yaşayan balıkların çeşitliliği kadar bereketliydi
yaşam.

 Serçelerde, çocuklarda doyardı kiraza...Yüzleri al al, gözleri umut dolu yarın kadar güzeldiler... Kiraz lekeli, mavi kadar yumuşak, bir yazıyla başladım Dilovası'nısizlere anlatmaya,dilerim bu lekeler bir gün gökyüzünü kaplayan tan alacası o kiraz kızıllığı gibi bütün insanlığın içini kaplar...


 Böyle güzel bir girişi birazdan anlatacağım karanlıklar içimizi daha fazla ele geçirmesin diye yaptım, ben Dilovası Ekoloji Derneği(EKOSDER) üyelerinden biriyim, buradan sizinle paylaşacaklarımın dilerim yaşadığınız yerlerede yapılmasına karşı yüreğinizi bir duvara çevirirsiniz.


 Dilovası 1980 sonrası hızlanan çarpık sanayileşme ve düzensiz şehirleşmenin en güzel örneği olarak ülkemiz siyasetinin, kültürünün, biliminin halka nasıl sunulduğu ve halk tarafından nasıl kabul gördüğünü anlamanın en iyi örneklerden biri,kısacası yaşadığımız günlerin rengini anlamamıza yarayan bir turnusol kağıdı..

 Burada doğmuş ve burada ölmek isteyen yaşlı sakinlerinin çocukluk anılarında Dilovası; kiraz renkli topraklarında kırlangıç sürülerinin keyfince gökyüzünün maviliklerinde süzüldüğü, denizin kıyılarına saplanan yakamozları seyretmenin doyumsuz olduğu bir mutluluk resmidir hala, ilk kalkınma planlarının yapıldığı İzmir iktisat kongresinde alınan bir kararla İzmit Türkiye'nin sanayi merkezi olarak seçildiğinde buradaki ekolojik tablonun başına nelerin geleceğini sanıyorum o günlerde kimse tahmin bile etmiyordu... Kalkınmak, sanayileşmek, batılılaşmak, modernleşmek için atılan adımlar Türkiye'nin kendi özgünlüğünde ters tepen bir silah gibi bir birine karışmış 2007 itibariyle ekolojik bir katliama dönüşmüştür. Artık kasabanın ortasından geçen E-5 ve E-6 karayollarından geçen araçlar içinde Dilovası kötü kokularıyla meşhurdu...

 Dilovası'nda bulunan fabrikaların büyük bir bölümünde arıtma tesisi bulunmamakta, olanlar ya eski sistem ya da denetimsizlikten çalıştırılmamakta, bürokrasi buraları denetlemek yerine buradaki sanayicilerden hediye otomobiller almakla meşgul, hurda eriterek çelik üreten fabrikaların erittiği çeliklerin hangi savaşların artığı olduğu ise ayrı bir muamma,boya fabrikalarının havaya bıraktıkları atıklarının ne olduğu da öyle, daha iyi bir hayat için memleketinden buraya göçmüşlerin kendilerini hala memleketleriyle tanımlamaları gecekondu gerçeği ve kömürle ısınma fukaralığı da öyle...

 Kocaeli üniversitesi doçentlerinden Onur Hamzaoğlu'nun hazırladığı rapordandan ve belediyedeki ölüm kayıtlarından görülen gerçek şöyle çıkıyor karşımıza: Son yıllarda yaşanan ölümlerin yüzde 40 kanserden kaynaklı, ve bu kanserlerin büyük bölümü Akciğer Kanseri... Bir zamanlar serçelerin ve çocukların kiraza doyduğu bir ovadan geriye kalanları aklımızın biryanına, Türkiye'yi yöneten siyasetçilerin TBMM de kurdukları Dilovası araştırma komisyonu'nu diğer yanına koyduğumuzda bize kalan akılsızlık oluyor,burası Türkiye gerçekliğinde....

 Mevcut Türkiye anayasası ihlal edilerek yasadışı kurulan Dilovası Organize Sanayi Bölgesine karşı TÜSİAD'ında hiç bir eleştirisinin olmadığını
belirtmemekte sanıyorum haksızlık olur, peki burada halkı kanserle ödüllendirenler neden bu acı gerçek karşısında susuyor,Türkiye'ye demokrasi dersi vermek bu mu mudur? Bütün bunların üzerine İzmit'in tüm çöplerini Dilovası'na taşıyıp burada imha etmeyi planlayan, Dilovası'na temiz havayı getiren rüzgarların estiği tepelere bu içeriği belirsiz çöp arıtma tesisini,mevcut çevre yasalarını da ihlal edip kurmaya kalkarak bölgenin daha da kirlenmesine göz yuman, büyüksehir belediyesinde görevli hiç mi bir çevreci yok, aklı selim başkana bu bölgenin durumunu anlatabilecek?

 Dilovası'nın yukarı kısmında bulunan Çerkeşli köylülerinin arsalarını sanayi için istimlak eden ve buralardaki tarım arazilerini ve
bağlarını yok edenlere ne demeli,ayrıca bu toprakları köylülerin elinden hangi aracılar alıyor?

 TBMM Dilovası araştırma komisyonunun raporunda kanser riski taşıdığı için boşaltılması öngörülen Yıldız ve Fatih Mahallelerinden 200 metre
uzaklıktaki Cumhuriyet, Diliskelesi mahallelerine dair aynı riskin olmadığını söyleyen devletten ve bürokrasiden geçinmeli siyasetçilerimize ne
demeli acaba?yoksa bu mahallelerin boşaltılması buralarında sanayicilere hibe edilmesi için mi?

 Bu güne değin Dilovası'nı yöneten siyasetçilerin mal varlıklarını nerden ve ne şekilde kazandıklarının araştırılması ve bu bölgedeki bu çarpık yapılaşmanın sebeplerinin bulunması çok mu zor acaba?

 Göçle buraya toplanmış kalabalıkların sanat adına gittikleri kaç tanetiyatro salonları, kaç tane sinemaları var.Haydi kızlar okula kampanyası başlatanlar, burda 12 yaşındaki kızçocuklarının çorap atölyelerinde çalıştığını hiç mi görmüyorlar?

Dilovası çok programlı lisesinin etrafını dikenli sınır telleriyle çevirmekle aydınlık bir cumhuriyetin ,barışın, kardeşliğin ne alakası
olduğunuda hep merak etmişimdir...denizi doldurarak istihdam yapanların Türkiye'deki sahil yasalarını bilip bilmediğini merak ettiğim
gibi(sahi sahiller yüz metre halkın malı değil mi burada)???


 Görüldüğü gibi çevre sorunu aslında tüm kirliliklerin üzerine gitme sorunudur, yenilenme sorunu...Hayatı ve doğayı bir bütün olarak ele
almak,demokrasiye,yarına,kardeşliğe daha çok inanmak sorunudur.

...

    Bir gün bu ülkede mavinin yüzüne asılı çan ışıltısında barış dolu, umut dolu, hayat dolu bir sabaha uyanmak dileğiyle...





Şair / Yazar
Temel Kurt

Kategorilerim

    Kategori yok

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı